İtfaiyenin Önemi ve Özellikleri Nelerdir?

Sizlere bu yazıda İtfaiyenin Önemi ve Özellikleri Nelerdir? İtfaiyenin Günlük Hayatımızdaki Önemi Hakkında Bilgileri kısaca özet olarak açıklıyoruz.

Yalnızca doğal afetler, özel olaylar ve bir yangın sırasında görev aldığına inandığımız itfaiye personeli, esasında toplum içinde oldukça önemli bir görevi yerine getirmekte ve canı pahasını bu görevi üstlenmektedir. Her daim hazır olmak durumunda olan, bir yangın ya da benzeri olaylar sırasında hızlı ve etkili şekilde planlama yaparak müdahale eden itfaiye personelinin, ikinci bir şansı bulunmamaktadır.

İtfaiye, genel anlamı itibariyle yangın söndürme işlemi ile bu işlemi yerine getirilen kuruluş olarak ifade edilir. Yangın söndürmek ve verilen diğer görevleri yerine getirmekle yükümlü olan personeller, itfaiyecilerdir. İtfaiyeciler, görevleri ve aldıkları sorumluluk itibariyle bu alan üzerinde uzmanlaşmış, gerekli eğitimleri almış kişilerden oluşmaktadır. Kabaca ifade ile sıradan sivil bir vatandaşın müdahale şeklinden farklı olarak itfaiyeciler, bu tür olaylarda daha profesyonel yaklaşım göstermektedir.

İtfaiyecilerin görevleri itibariyle sorumluluk aldığı üç temel konu bulunmaktadır. Bu konular sırasıyla can kurtarmak, mal kurtarmak ve çevreyi korumaktır. Genellikle yangın ile özdeşleşen personel aynı zamanda deprem, sel, patlama ve çökme gibi durumlarda da çeşitli görevler üstlenmekte, can ve mal kayıplarını önlemeye çalışmaktadır.

İtfaiyenin Önemi ve Özellikleri Nedir Kısaca ?

İtfaiyenin Önemi ve Özellikleri Nelerdir? Hakkında Bilgi

İtfaiyeciler, mesleğe giriş öncesinde bir eğitim almakta ve üstlendikleri sorumluluk ile insanların hem can hem de mal güvenliklerini sağlamaya çalışmaktadır. Alınan sorumluluğun bu denli büyük olması psikolojik anlamda itfaiyecilerin ve teşkilatında zor bir dönem geçirmesine neden olur. Kimi zaman eğitimler görev alınan süre boyunca devam ederken bazı ülkelerde bu eğitimler farklı özel kuruluşlarca verilmektedir.

İtfaiyenin yaşamımızdaki en önemli yeri ise hiç kuşkusuz yangın ve diğer önemli doğal afetlere karşı her zaman teyakkuzda olan bir birim olduğunu bilmektir. Tüm doğa olaylarında ve önemli toplumsal sorunlarda çeşitli görevler üstlenen personel, can ve mal güvenliğini sağlamak için kimi zaman kendi yaşamını riske atmaktadır.

1800’lü yıllardan itibaren kurumsal anlamda çalışmaya başlayan itfaiyeciler, bugün ve yarın sahip olduğu önemi korumaya devam edecektir. Toplum olarak bizim bu konuda yapabileceğimiz en önemli şey, kararlarımızda dikkatli olmak, çevreyi korumaya yönelik adımlar atmak olmalıdır.

İtfaiyenin Tarihçesi

İtfaiye araçlarının gelişmemiş olması yüzünden Dünya’nın başka ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de ve bilhassa ülkemizin en büyük şehri İstanbul’da sık sık büyük yangın yıkımları olmuştur. Yalnız 1633 yılından 1854 yılına kadar İstanbul ilinde 338 tane büyük yangın çıktığı bilinmektedir.

Daha önceki çağlarda sık sık mal ve can kaybına sebep olan yangınların en ehemmiyetli sebebi, hanelerin ahşap oluşu ve çoğunlukla birbirine bitişik yapılışıydı. Bu vaziyeti göz önünde tutan bir İstanbul kadısı ilk kez 16’ncı asırda yayınladığı bir kararla hanelerde yangın mücadelesinde kullanılacak araçların hazır bulundurulması zorunluluğunu koydu. Bu araçlar bir fıçı su ile kazma, kürek gibi aletler ve merdivenden ibaretti.

İtfaiyenin Tarihçesi Hakkında Bilgi

Daha sonraları bitişik ahşap hanelerin arasına kargır yangın duvarları yapılmaya başlandı. Böylelikle çıkacak bir yangının hemen başka hanelere geçmesini önlemekte bir adım daha atılmış oluyordu. İstanbul’da yangınla savaş yolunda ilk adım, daha önceki çağın itfaiye örgütü olan tulumbacılık düzeninin kurulmasıyla başladı. Yurdumuzda ilk tulumba 1717 tarihinde Müslüman olarak Davut ismini alan bir Fransız tarafından yapıldı. Davut ağa, yaptığı yangın tulumbasını kullanarak adamlarıyla birlikte Tophane yangınında muvaffakiyet gösterince şehirde bir tulumbacılık örgütünün kurulmasına karar verildi. İşte İstanbul itfaiyesinin temeli böylelikle 18’inci asrın başlarında atılmış oldu.İlk tulumbacı örgütü Yeniçeri Ocağı bünyesinde kurulmuştur. Tulumbacılar için Şehzadebaşı’nda özel bir kışla yapıldı. Artık hükümet, yangınla yakından ilgilenmeye başlamıştı. Yangınlara Yeniçeri ağası ve Veziriazam da gider, hem de bir takım ehemmiyetli yangınlarda padişah dahi olay yerinde bulunurdu. Aynı asırda padişahlık eden Sultan 2. Mahmut vaktinde Galata Kulesi yangın gözetleme yeri olarak kullanılmaya başlandı. Böylelikle yangınların hemen başlarken görülüp tulumbacılık örgütüne haber verilmesi olası oluyordu. Daha sonra yangın gözetleme işini geliştirmek kasıtıyla yeni bir kule yapılması kararlaştırıldı.

Beyazıt’ta yapımına başlanan ve 1828 senesinde bitiren kule, yalnız yangın gözetleme işinde kullanılmak üzere yapılmıştı. Galata Kulesi bugün turistik restoran olmuştur fakat Beyazıt Kulesi bugün de aynı işi görmektedir. Kuledeki nöbetçi itfaiye erleri, kuşkulu dumanları hemen en yakın itfaiye gruplarına bildirmektedirler. Önceden yangın çıkar çıkmaz tulumbacılar hemen tulumbalarını kaparak yangın yerine koşarlardı. Her tulumbacı grubunun önünden sandık başı giderdi. Tulumbacılar arasında büyük bir rekabet olduğundan yolda karşılaşanlar büyük bir yarışa girişir, bazen da dövüşe tutuşurlardı. Böylece giderek soysuzlaşan tulumbacılık düzeni, Cumhuriyetle beraber yerini itfaiyeye bıraktı.

Yararlanılan Kaynak: bilgi ustanız com

Yorumlar

Henüz yorum yazılmamış ... bir yorum bırakın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sidebar



error: Content is protected !!